Genellikle koni ya da “S” biçiminde ve pirinçten üretilen, kamışlı bir çalgıdır. Saksofonların çoğunun alt kısmı eğiktir ve bu şekliyle bas klarineti andırırlar. Soprano saksofon örneğinde olduğu gibi çok azı, klarinete benzer şekilde düzdür.

Saksofon genellikle pop ve caz müzikle ilişkilendirilse de, önceleri klasik batı müziği ve ordu müziği olarak tasarlanmıştır. Ses renginin farklılığı, icrasındaki kıvraklık, maliyetinin yüksek olmaması, ses genişliğinin yeterleliği saksofonun popüler bir çalgı olmasını sağlamıştır.

Saksofonun üzerinde 12 tuş ve delik vardır. 6 çiviye bsıp bırakılarak gruplar halinde açılıp kapatılarak değişik tonlar elde edilir. Normal sesinin bir oktav altında ya da üstünde ses çıkartmaya yardımcı olan 2 de fazladan delik vardır. En çok kullanılan saksofon türleri olan soprano, alto ve tenor saksofonların 2.5 oktavlık bir ses genişliği vardır.

Değişik boyutlardaki saksofonlar değişik tonlarda sesler çıkarırlar. Sözgelimi bariton saksofon, tenor saksofona göre daha alçak tonları, alto saksofona göre ise bir oktav daha alçak tonları çıkarabilir.

1840’ların başında, Paris’te yaşayan Belçikalı çalgı yapımcısı ve klarinetçi Antoine-Joseph ‘Adolphe’ Sax tarafından tasarlanmıştır.

Genellikle pop ve caz müziği ile ilişkilendirilse de, önceleri klasik batı müziği ve ordu müziği çalgısı olarak tasarlanmıştır. Saksofon adı da “Sax’ın sesi” anlamına gelir. Sax’ın bu çalgıyı tasarlarken esin kaynakları konusunda farklı görüşler olsa da en fazla taraftar bulan görüşe göre “ophicleide” çalgısına klarinet ağızlığı eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. Gerçekten de Sax, babasının klarinet ve ophşcleide üreten fabrikasında yıllarca çalışmıştır.

Sax’ın 1846’da patentini aldığı ve on dör çeşidini yaptığı saksofon, uzun yıllar boyunca klasik müzik orkestralarından dışlanmış, kullanımı sadece ordu orkestralarıyla sınırlı kalmıştır. Ancak saksofon için yazılan parçalara pek rastlanmaz. Saksofonun popüler olması caz müziğin gelişimiyle beraber 20.yüzyıl başlarını bulur.

Sax’ın 1846’da aldığı patentten sonra saksofon sonraki yirmi yıl boyunca sadece Sax’ın fabrikasında üretilmiştir. Patent süresinin bitiminden sonra, öteki üreticiler tarafından saksofonda birçok değişiklik yapılmıştır.

 

Saksofonda, klarinettekie gibi tek kamışlı ağızlık kullanılır. Tuş yapısı, aynı olmasa da, flütle benzerlik gösterir.

Metalden yapılan bir çalgı olmasına karşın, yapısı ve kökeni gereği, bakır üflemeli değil, tahta üflemeli çalgılar arasında sayılır.

Genellikle pirinçten yapılır. Üzerine saydam vernik, altın ya da gümüş kaplama yapılır. Vernik ya da öteki kaplamalar, pirincin paslanmasını önlediği gibi, ses niteliğinin artmasını ve çalgının görüntüsünün ilgi çekici olmasını sağlar.

1930 öncesinde saksofonların verniklenmeden ya da kaplama yapılmadan satışa sunulmaları yaygındır. 1960’lara dek ise, bazı saksofonlar ucuz olmaları için, gümüşle değil, nikelle kaplanmışlardır.

Değişik dönemlerde, saksofon yapımında plastik ve tahta gibi farklı malzemeler de kullanılmıştır.

Ağızlıklar kauçuk, plastik ya da metal gibi değişik malzemelerden olabilir. Nadiren tahta ya da cam olanları da bulunur. Bazıları, metal ağızlıkların yaygın olan plastik ağızlıklara göre daha “canlı” ses çıkardığını öne sürerken, diğerlerine göre ise ses tonundaki değişiklikler, ağızlıkta kullanılan malzemeden değil, biçiminden ileri gelir. İçleri içbükey olarak oyulmuş ağızlıklar Sax’ın özgün tasarımına daha yakındır, daha yumuşak tonlarda ses çıkardıkları için klasik müzik saksofoncularınca yeğlenirler.

Saksofonda, klarinetteki gibi, tek kamış kullanılır. Saksofon kamışları, klarinet kamışlarından daha geniştir. Değişik saksofon türleri, değişik boyutlarda kamış kullanır. Her çalgıcı, kendi biçemine uygun kamışı değişik üreticilerin kamışları arasından seçebilir. Kamışları ses gücü, 1-6 arasında değişir. Bu değer, üreticiden üreticiye farklılık gösterebilir. Sözgelimi Rico’nun 3 numaralı kamışı, Vandoren’in 3 numaralı kamışından çok daha yumuşaktır.

Saksofon ailesinde pekçok tür vardır (en büyüğünden en küçüğüne) : subkontrabas, kontrabas, bas (Si b), bariton (Mi b), tenor (Si b), C-ezgi, alto (Mi b), F mezzo-soprano, soprano (Si b), C soprano, sopranino, sopranissimo.

En çok kullanılanlar soprano, alto, tenor ve bariton saksofonlardır. Bazı orkestralarda zaman zaman bas saksofon da kullanılır.

Saksofon çalmaya yeni başlayanlar genellikle alto ile başlayıp, deneyim kazandıktan sonra tenor ya da bariton ile çalmayı sürdürürler. Alto saksofon, özellikle klasik batı müziğinde kullanılırç çalması daha zor olan soprano saksofon ise 1960’lardan sonra caz müziğinde bir ölçüde yaygınlaşmıştır. Bas, sopranino ya da kontrbas saksofonlar günümüzde üretilse de, büyük saksofon orkestraları dışında nadiren kullanılırlar ve daha çok özel ilgi duyanlara seslenirler.

Alto saksofon (Mi b) – 65 cm uzunluğunda, tek kamışlı bir nefesli çalgıdır. Notası, ikinci çizgi sol açkısı ile yazılır. Diyapozana göre duyuluşu bir büyük altılı aşağıdandır. Solo ve eşlik görevi verilir. Armoni muzikalarında iki partisi bulunur. Ses rengi, örtülü ve sevdalıdır. Bariton saksofandan bir oktav yukarıda ses çıkarır.

Ses dizisi genişliği : a.Kalın bölüm b.Orta bölüm c.İnce bölüm d.Kusurlu sesler (zorunlu olmadıkça pek kullanılmazlar).

Saksofon ailesinin en iyi bilinen çalgılarından biridir. Klasik besteciler ve sanatçılar arasında oldukça gözdedir. Armoni muzikalarında kullanılışları büyük yarar sağlar. Dizgesinin çok gelişmiş ve elverişli olmasından dolayı trilleri, trillemeleri, çabuk ezgileri, ezgisel dizimleri, çabuk geçişleri, diatonik ve kromatik sesleri başarıyla seslendirebilir.

Armoni mızıkalrında, orkestranın yaylı altolarının yerini tutar. Bu nedenle, eşlik görevleri verilmesine karşın, yöntem yeteneği dolayısıyla genellikle ezgisel görevler alırlar. Armoni mızıkalarında bazen güçsüz kalan klarinetleri destekleme görevi verilen bu çalgı iyi bir etki bırakır. Ses dizisi genişliğindeki birinci bölümün son ince selerinden kalına doğru inerken, sesinin gürlüğü gittikçe arttığından, kendiliğinden kreşendo oluşur. Bu durum genellikle diğer saksofonlarda da aynıdır. Bu bölüm seslerde partiler yazılırken bu özellik göz önünde tutulmalıdır. Orkestranın klarinetleri ve koranglesi yerini tutan alto saksofonon kapalı, örtülü ve sevdalı bir ses rengi vardır. Her parti için iki çalıcı olmalıdır. Bu iki çalıcı ile çalınan partilerdeki sesler bazen ayrık olabilir. Ses rengi, büyük flüt, obua, küçük klarinet ve büğlü ile çok iyi kaynaşır. Eşlik ezgileri için ikinci klarinetlerle birleştiği gibi, senfoni orkestrasının viyolonsellerini benzetide diğer tenor ve bariton saksofonlarla ve bas klarinetlerle birleşimi çok iyidir. Ayrıca, uzaktan duyulan küçük bir kadınlar korosunu canlandırma görevi için Si b tenor saksofonlarla birlikte kullanılır. Bu çalgı, orkestranın ince seslerde çalan viyolonselin ya da altosunun solosunu başarı ile çalabilir. Tenor ya da kontralto soloları verilebilir. Yaylı çalgılar orkestrasında hep birlikte çalan viyolonsellerin duygulu ezgilerini çalmak için, alto ve bas klarinetler, bassonlar, tenor ve bariton saksofonlarla birleştirilebilir. Aynı zamanda koranglenin yerine solo olarak kullanılabilir. Virtüöz olarak, en güçlü çeşitlemeleri, ezgisel geçişleri, tril ve trillemeleri başarı ile yapabilir. Georges Bizet’nin “L’Atlesienne Suiti”ndeki saksofon solo, bu çalgının solo olarak başarıyla kullanılabileceğini gösteren güzel bir örnektir. Bu suitteki alto saksofonun başarısı, istenen etkiyi bırakması içim diğer orkestra çalgıları arasında olumlu bir söz sahibi olduğu gerçeğini göstermiştir.

Birçok saksofoncu alto ve tenor saksofonları n ikisini de çalar. Popüler alto ve tenor saksofoncular arasında David Fathead, Newman, Sonny Stitt, James Moody, Frank Wess sayılabilir. Diğer büyük saksofoncular Art Pepper, Marcel Mule, Sigurd Rascher, Phil Woods, Lee Konitz, Jackie McLean, “Cannonball” Adderley, Paul Desmond’tur.

 

Sİ b – 81 cm uzunluğunda, tek kamışlı, nefesli bir çalgıdır. Notası ikinci çizgi sol açkısı ile yazılır. Diyapozana göre duyuluşu, bir büyük dokuzlu aşağıdandır. Solo ve eşlik görevi verilir. Armoni muzikalarında bir partisi bulunur. Ses rengi dolgun ve sevdalıdır.

Alto saksofonla beraber günümüzde en yaygın olarak kullanılan saksofonlardır.

Ses genişliğindeki ince bölüm seslerinin son üçü, klarinetler ya da alto saksofonlarla beraber çalındığında kullanılır. Armoni müzikalarında orkestranın telli altolarının yerini tutar. Bazen ince bölümdeki şan ya da viyolonsel eşlikleri aynı biçimde tenor saksofona da verilir. Partisi genellikle bas ve alto klarinetlerin beraberliğinde yazılır. En az iki çalıcısı olmalıdır. Eşlik görevleri dışında bu çalgı, klarinetlerle, diğer saksofonlarla, Sİ b bariton (saxhorn), basson ve kornolarla birleştirildiği zaman solo görevler verilir. Genellikle bir eşlik çalgısıdır. Orkestradaki viyolonsel soloları da bu çalgıya güvenle verilebilir. Bazen iyi bir etki elde etmek için basson partilerini katlamakta kullanılır. Mi b alto saksofona göre daha dolgun bir sesi vardır. Kontrşan (karşı ezgi) de kullanıldığı gibi, gerek sesin dolgunluğu ve gerekse çabuk nota çalabilme yeteneğinden dolayı solo çalgı olarak da kullanılır. Bariton ve alto saksofon, bas klarinetler eşliğinde orkestranın viyolonsellerini benzetide başarıyla kullanılabilir.

Si b perdelidir. Birçok öğrenci saksofona alto ile başlar, daha sonra tenora geçer. Altodan tenora geçmek zor değildir. İkisinde de parmak pozisyonları aynıdır. Tenor saksofon altodan biraz daha büyüktür. Ağız parçası da biraz büyüktür. Saksofonlar küçükten büyüğe sıralandığında tenos saksofon beşinci sırada yer alır : sopranissimo, sopranino, soprano, alto, tenor, bariton, bas, kontrabas, subkontrabas.

Önemli Caz tenor saksofoncuların başında Coleman Hawkins gelir. Adolphe Sax, saksofonu onun için icat etmiş gibidir. John Coltrane, Lester Young, Sonny Rollins diğer önemli tenorcular arasında sayılabilir.

 

Mi b – Tek kamışlı, nefesli bir çalgıdır. Notası ikinci çizgi sol açkısı ile yazılır. Diyapozana göre duyuluşu, bir sekizli ve bir büyük altılı aşağıdandır. Solo ve özellikle eşlik görevi verilir. Armoni muzikalarında bir partisi bulunur. Ses rengi dolgundur.

Adolphe Sax’ın icat ettiği bariton saksofon, saksofon ailesinin büyük üyelerinden biridir. Tenordan büyük, bas saksofondan küçüktür. Klarinete benzer şekilde tek kamışlı olan bu çalgının parmak sistemi obuaya benzer.

Ses dizisi genişliği alto saksofonla aynıdır (kalın, orta, ince, kusurlu bölümler).

İnce bölüm sesleri iyi ve kusursuz çıkmadığından pek kullanılmaz. Genellikle bu çalgıya yüklü görevler tuttiler (hep birlikte) de verilir. Kutsal bir renk özelliği vardır. Bu çalgıya eşlikli ezgiler, özellikle uzun sesler verilir. Armonika muzikalarında orkestranın viyolenselinin yerini tutar. Alto ve tenor salsofona göre daha büyük yapıdadır. Renk ve eşlik özellikleri, alto ve tenor saksofonlarla aynıdır.

Günümüz saksofon topluluklarında yaygın olarak kullanılır ama tenor ve alto daha yaygındır.

Oldukça büyük, ağır ve hantal bir çalgıdır. Orkestral müzikten çok klasik müzikte popülerdir. Askeri bandolarda da önemli rol oynar.

Önemli bariton saksofonistler arasında Harry Carney, Gerry Mulligan, Pepper Adams, Hamiet Bluiett, John Surman, Joe Temperley sayılabilir.

Adolphe Sax tarafından yapılan ilk saksofon budur. Sax’ın bu çalgıyı dünyaya sunmak için Brüksel’den Paris’e kadar 186 mil yürüdüğü söylenir. Çalgı ilk kez 3 Şubat 1844’te duyulmuştur.

Bariton saksofondan büyük, kontrabas saksofondan küçüktür. Dizaynı bariton saksofona benzer. Bu çalgı yaygın olarak kullanılmaz.

Çok büyük ve ağır bir çalgıdır. Tam bir devdir. Nefesli çalgıların en büyüğüdür. Bariton saksofonun borusunun iki katı uzunluğundadır, delikleri de iki kat geniştir. Hala üretilmekle beraber, oldukça nadirdir. Pek gazla kontrabasçı da yoktur. Klasik müzikte nadiren kullanılır. Solo çalgı olarak daha çok caz müzikte kullanılır. Böylesine büyük bir çalgıyı tutmak ve kontrol etmek pek kolay değildir.

Kontrabasçılar arasında Jay C. Easton, Thomas K. Mejer, Paul Kohen, Anthony Braxthon, Klaas Hekman, Daniel Gordon, Scott Robinson, Daniel Kientzny sayılabilir.

Saksofonların en büyüğüdür. Çalınabilen bir çalgı değildir, sadece gösteri amaçlıdır. O kadar kocamandır ki, sadece iki eliyle onu tutup çalabilecek bir müzisyen yoktur.

Si b – Tenor saksofondan bir oktav yukarıdadır. Bazı sopranolar Do perdeli olabilirse de, yaygın değildir.Bazı versiyonları eğri olabilirse de genellikle klarinete benzer şekilde düzdür. Bazı düz modellerin boynu, karnı ya da her ikisi de hafifçe eğri olabilir. Genellikle zor bir saksofon olarak görülür ve ustalar için olduğu kabul edilir. Caz müzikte oldukça popüler bir saksofon olmakla beraber alto ve tenor saksofonlar kadar sık kullanılmaz. Yine de bariton saksofonla beraber yeğlenen ilk dört saksofon arasına girer.

Popüler sopranocular arasında Sidney Bechet, Wayne Shorter, John Coltrane, Joe Farrell, Kenny G, Dave Koz sayılabilir.

 

Saksofon ailesinin en küçük üyelerinden biridir (sopranissimodan büyük, sopranodan küçüktür). Mi b perdeli bir çalgıdır. Üretimi oldukça zordur. Soprano saksofonun ufaltılmış gibi olsa da, hatta bir oyuncağa benzese de, detayları muhteşemdir.

Alto saksofondan bir oktav yukarıdadır. Çok yaygın kullanılmamak beraber çağdaş müzikte giderek kendine daha fazla yer bulmaktadır.

Sopranino saksofonların çoğu eğri değil, düzdür. Oldukça pahalı bir çalgıdır.

Ravel’İn Bolero’sundaki kullanımı dikkat çekicidir. Anthony Braxthon ve Martin Archer önemli sopranino doğaçlamacılarıdır. Günümüzde pek çok saksofon topluluğunda solo çalgı olarak kullanılmaktadır.

“Soprillo” adıyla bilinen sopranissimo saksofon, dünyanın en küçük saksofonudur. Saksofon ailesinin yeni ve nadir bir üyesidir. Piccolo boyutunda, Si b perdeli bir çalgıdır.Sopranino saksofondan yarım oktav yukarıdadır. Bilinen saksofonlar arasında en yüksek perdeye sahip olandır.

Fantastik denecek kadar lüçük olduğundan üst oktav perdesi, koyacak başka yer olmadığından, ağız parçasına yerleştirilmiştir. Boyu sadece 30 cm olan bu saksofon, ağız parçası eklendiğinde 32,5 cm olmaktadır. Böylesine küçük bir saksofonu çalmanın ne kadar zor olduğu kolayca tahmin edilebilir. Yüz kaslarını ve dudakları çok etkili şekilde kullanmak gereklidir. Profesyonel soprano ve sopranino saksofoncular bile tiz notaları çalmak için birkaç ay uğraşmak zorunda kalırlar.

Korolar için mükemmel bir çalgı olmakla beraber, solo çalgı olarak da kullanılabilir.

Saksofon caz müziğine geç girmiştir. İlk New Orleans orkestralarında saksafon yoktur. Zac topluluklarında 1915 yılında görülmeye başlar, 1920’lerden itibaren giderek artan sıklıkta kullanılır.

Alto saksafonun ilk büyük solistleri Johnny Hodges ve Benny Carter’dir.

1928 yılında Duke Ellington’Un orkestrasına giren Johnny Hodges, 1951’e kadar bu toplulukta çalışmış, beş yıl sonra yeniden Ellington’a girmiştir. Çalışının başlıca özellikleri parlak, renkli tonu, yaygın ve duyguku melodileri, uzun notları ve kaydırmalarıdır.

 

Sürekli olarak büyük bir orkestraya bağlanmayan, kısa sürelerle Ellington, Henderson, Chick Webb’de çalışan, McKinney’s Cotton Pickers ve Chocolate Dandies adlı toplulukları yöneten ve fazla uzun ömürlü olmayan orkestralar kuran Benny Carter, hacimli ve kudretli tonu, gelişmiş çalgı tekniği, melodik fikirlerindeki eşine az rastlanır zenginlikle dikkat çeker.

Carte, aynı zamanda tromper ve klarinet de çalardı. Bu çalgılardaki üslubu, alto saksofon üslubunun aynıdır.

Carter etkisindeki bir alto saksofoncu olan Hilton Jefferson, yumuşak ve zarif cümlelere sahiptir.

Hodges etkisindeki başlıca alto saksofoncular ise, büyük tonu ve etkili vibratosuyla kendini gösteren Tab Smith, çalışında Carter’i andıran karakter çizgileri de bulunan, büyük bir orkestra “lead” saksafoncusu olarak başarı gösteren Willie Smith’dir.

Kayda değer bir başka altocu, kesik, sert çizgili cümleleri, acı tonuyla Pete Brown’dur.

  

 

Caz piyasasısın “her işe yarar” adamlarından Russell Procope ise, ustaların etkisinde değerli bir üslupçu olduğu halde, gerek alto saksofonda, gerek klarinette, olağanüstü taklit yeteneğini o kadar sık kullanmaktadır ki, kişisel çalışı unutulmuştur.

1940’tan sonra parlayan en büyük alto saksofoncu, Charlie Parker’dir. Dizzy Gillespie ile beraber modern cazın “Bebop” hareketinin öncüsü sayılır. Modern cazın en etkili hareketinin önceri olmakla beraber, bir geleneğin devamıdır. Yaratıcı gücünün en zengin olduğu ortam blues’dur. Olağanüstü melodik ve ritmik çeşitliliği olan cümleleri özellikle zıt ve sürpriz unsurlarıyla, kısa ve uzun cümle parçalarının, legato ve staccato’ların sıralanışıyla, nüans derecelerinden faydalanışıyla dinleyiciyi hayran bırakır.

Parker’ın etkisi bütün modern cazcıları kapsar. “Yardbird” ya da “Bird” takma adlarıyla tanınan Parker, huzursuz, sağlıksız, fırtınalı bir yaşam sürmüştür. Başarısız evlilik yaşamı, tımarhanelerde geçen günler, intihar girişimleri, içki ve uyuşturucu madde alışkanlığı, sefalet ve yalnızlıkla dolu bir yaşam. Bu büyük sanatçı, 1955 yılının mart ayında, Kontes Rotschild’in New York’taki evinde öldüğünde beş parasızdı.

 

Parker’i taklit eden altocuların en başarılısı Sonny Stitt’dir. 1955’te adı duyulmaya başlanan Julian Adderley de Parker üslubunu, kayda değer bir yenilik katmadan devam ettiren genç şöhretlerdendir.

 

Parker sonrası alto saksofoncular arasında ancak biri, farklı bir kişisel üslup ortaya koymuştur. “Cool” tarzın öncerlerinden olan Lee Konitz, duru ve serin saksafon tonu, iyi inşa edilmiş, temiz, aydınlık cümleleri, tonalite sınırlarını zorlayan melodik anlayışı, doğaçlama gücünün kudretitle, alto saksofonun ilk önemli beyz cazcısıdır. 1952’den sonra Konitz’de Parker etkisi kendini göstermeye başlar. Ancak bu büyüz beyaz cazcı, siyah ustayı taklit eden birçok müzisyenin aksine, Parker üslubunun özelliklerini yorumlayarak kendi çalışıyla birleştirmiştir. Konitz ve Parker etkilerini biraraya getiren Paul Desmond ise, sürekli olarak Dave Brubeck kuartetiyle çalışmış, keyif veren buluşlarla dolu uzun sololar çıkaran, ancak genel olarak “cool” üslubun aşırılıklarını temsil eden bir alto saksofoncudur.

 

Tenoz saksofon cazın en kalabalık kategorilerinden biridir. 1937 yılına dek solo olarak pek kullanılman bu çalgı, bu tarihten sonra trıompeti bile aşan bir rağbet görmeye başlamıştır.

İlk büyük tenor saksofob üslupçusu Coleman Hawkins, sağlam bir müzik eğitimi görmüş cazcılardandır.1922 yılında Fletcher Henderson orkestrasına girmiş, 1934’e kadar bu toplulukta kalmış, sonraki yıllarda küçük toplulykları yeğlemiştir. Hawkins üslubunun üç gelişme evresi vardır. 1929 yılına dek uzanan birinci evrede tonu katı, çalışı kesik cümlelidir. 1929’dan sonra on yıl süreyle tonu biraz daha yumuşamış, cümleleri bağlanmaya ve lirizm kazanmaya başlamıştır. Sanatının zirvesini temsil eden “Bosy and Soul” plağını çevirdiği yıl olan 1939’dan itibaren uzun legato cümleler, dolaşık melodi çizgileri, çok daha yumuşak bir ton, çok daha duygulu bir ifade özellikle yavaş tempo sololarının başlıca nitelikleri haline gelmiştir.

Hawkins’in üç çağının da ortak özellikleri vardır. Büyük, hacimli, canlı, sıcak bir ton, etkili bir vibrato, kudretli ve swing dolu ataklar. Gillespie ile Parker’in yeni hareketiyle yakından ilgilenen Hawkins, 1944 yılında Gİllespie’nin de dahil olduğu bir bebop orkestrası kurmuş, kendi çalışında da bebop etkilerine yer vernmiş, fakat başka bir geleneği kurucusu, şahsiyet sahibi bir sanatçı olduğundan bu etkisi hiçbir zaman başarıyla kendi üslubunu sindirememiştir.

 

Hawkins’in diğer tenor saksofonculara etkisi muazzam olmuştur. tenos saksofonun birçok büyük ustası onun yolundan yürümüştür. Bunların başlıcaları, şöhretini 1936^dan ölüm tarihi olan 1939’a kadar Count Basie orkestrasında yapan Herschel Evans, tonu Hawkins’inkine göre daha donuk ve küçük olan, özellikle ifadesindeki dokunaklı eda ile dikkat çeken Chu Berry, çalgısından arasıra düdük sesi çıkarmak gibi zevksiz gösteriş oyunlarına kaçan, bunu yapmadığı zaman heyecan dolu sololar çıkaran Illinois Jacquet, Hawkins’e göre daha duru bir tona sahip olan, melodi ve armoni duyusu gelişmiş olmakla beraber cümle kurmakta genellikle olağanüstü bir başarı gösteremeyen Don Byas, en başarılı sololarını 1940’tan itibaren çalıştığı Duke Ellington orkestrasının plaklarına kaydeden, üslubunda Hawkins’İnki yanısıra Carter etkilerine de rastlanan, çalışı kimi zaman yumuşak ve duygulu, kimi zaman da büyük bir dramatik etki kudretini taşıyan Ben Webster, beyaz cazcılar arasında, kurduğu bebop topluluklarında tenor saksofonun sesini insan sesiyle armonili ya da unison olarak birleştirmesiyle ünlenen Charlie Ventura, 1940’larda modern harekete katılan ve çalışını cazın gelişen karakterine uyduran Georgie Auld, Hawkins ve Webster birleşimi bir tarzda belirli bir kişisel davranışla değerlendirmeden uygulayan Flip Phillips’tir.

 

 

 

 

Bir Dixieland saksofoncusu olan Bud Freeman daha çok Hawkins’in üslubunu takip etmiş, çalışında hiçbir zaman siyah özelliklerini yansıtamamış, bununla beraber kaliteli beyaz cazcıların yok denecek kadar az olduğu bir çağda temiz icrasıyla sivrilmiş bir tenor saksofoncudur.

Hawkins etkisindeki tenor saksofoncuların en önemlisi Lucky Thompson’dur. Üslubu, Hawkins ile Byas arasındadır. Özellikle melodik çizgileri olağanüstü güzelliğiyle dikkati çeker. Uzun süre gölgede kalmış bir cazcı olan Thompson, 1955’ten sonra parlamıştır.

 

1930’larda sadece tek bir tenor saksofon çalma tarzı vardır: Coleman Hawkins tarzı. Bunun tek istisnası Lester Young’tur. Young, Hawkins’inkinden tamamen ayrı bir üslup yaratmıştır. Küçük, donuk bir ton, belirsiz vibrato, Hawkins’ten tamamen farklı bir melodik-ritmik anlayış. Young’un yeni tarzı mükemmeldi ve bütün sanat yaşamı boyunca değişmedi.

Modern saksofoncular arasında Young’un üslubunu devam ettiren başlıca cazcı, Stan Getz’dir. Gerek Getz, gerek Al Cohn, Zoot Sims gibi Getz’e oranla daha az yetenekli tenor saksofoncular “cool” akımına Woody Herman orkestrasında bir yol açmışlar, sonra bağımsız olarak, ancak birbirlerine çok benzeyen çalış özellikleriyle, bu tarzı sürdürmüşlerdir.

Warne Marsch, Young üslubunun özelliklerini, Lennie Tristano – Lee Konitz doktriniyle birleştirmiştir.

Young’un beyaz saksofoncular arasındaki ileri gelen izleyincilerinden biri de, Gil Mellé’dir.

 

 

Wardell Gray, Young’a göre daha büyük, ancak daha kuru ve düz tonu olan, iyi biçilmiş, uyanık, mantıklı cümleler kurma yeteneğinde bir çalgıcıdır. Paul Quinichette ise Young’ın kopyası sayılabilecek, ancak iyi günlerinde büyük cazcılara has niteliklere sahip bir tenor saksofoncudur.

 

Eddie Miller ve Al Sears, üzerinde durulmaları gereken bağımsız üslupçulardır. Miller’in düz, serin tonu, uzaktan Young ile benzeşse de, aralarındaki benzerlik sadece bundan ibarettir. Bağımsız tarzına karşın Miller, hiçbir zaman büyük bir caz yaratıcısı olmamıştır. Al Sears, çok daha önemli bir cazcıdır. 194’ten itibaren altı yıl süreyle Ellington orkestrasında çalışan Sears, tezatlı çalışı ve swing’iyle sivrilen bir tenor saksofoncudur.

 

Üçüncü bir tenor saksofon üslubunun kurucusu, Charlie Parker’dir (bkz alto saksofon bölümü). Bu çalgıdaki üslubu, alto saksofondaki özelliklerinin aynını taşır. Parker’in tenor saksofondaki Hank Mobley ve Sonny Rollins gibi izleyicileri, büyük ustanın düzeyine yakışır değerde olmayan, kaba, saldırgan bir çalış tarzı tutturmuşlardır.

Cazda Si bemol tenor saksofondan başka, “C Melody Sax” denen DO tenor saksofon pek nadiren kullanılmıştır. Başlıca icracısı, Bix Beiderbecke’nin çalışma arkadaşı olan ve şöhretine karşın asla önemli bir cazcı sayılmayan Frankie Trumbauer’dir.

Bebop ortaya çıkana kadar cazda kayda değer tek bariton saksofoncu vardır, Harry Carney. 1926’da Ellington orkestrasına girip bir daha hiç ayrılmamıştır. Koskoca bir ton, çalgoso üzerindeki teknik güvenliğine karşın asla virtüöz gösterişine kaçmayan, sade bir çalışa sahiptir.

Bebop hareketiyle beraber bariton saksofona ilgi artmıştır. 1945’ten sonraa caz sahnesine çıkan baçlıca baritoncuların hepsi Lester Young etkisindedir. Bunların en olgunu, bu manevra kabiliyeti az çalgıyı bir alto saksofon çevikliğiyle çalan Cecil Payne’dir.

Sahib Shihab, arasıra solak çalışına rağmen, çok kere melodik zenginliği olan sololar çıkarabilen, gelişmiş bir müzisyendir.

 

Leo parker, Young ve Parker etkilerini birleştirmiş, ancak yüklü ve çoğu kez bayağı çalışıyla her zaman hoşa gitmeyen bir baritoncudur.

Beyazlar arasında bariton saksofonon en ilei gelen çalgıcısı olan Gerry Mulligan, sololarının inşa değeriyle olduğu kadar, küçük topluluklarda, özellikle ünlü kuartetinde, çok ses “yazısının” kendine düşen ödevinin bir besteci zekasıyla yerine getirmesiyle tanınmıştır.

 

Serge Chaloff, genel olarak yapmacıklı çalışı dışında, belirli ve etki edici bir şahsiyeti olmayan cazcılardandır.

Lars Gullin, bariton saksofonun kaba tonunu olabileceği kadar yunuşatmış bir çalgıcıdır ve sololarında Mulligan’ı andırır.

 

1.   Mimarğlu İK. Caz Sanatı. Pan Yayıncılık, Birinci Baskı, 2013 Ankara.

2.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Saksofon

3.   http://formistan.net/konu/saksafon-ve-tarihi.10400

4.   Çalgı bakım onarım ders notları. Marmara Üniversitesi Yayını.

5.   Ünlü A, Albuz A. Müzik öğretmenliği lisans programlarına yönelik saksafon öğretim programı tasarısı ve değerlendirilmesi. TSA 19 S: 3, Aralık 2015, s. 109-136.

6.   Klose, H. Complete Method for All Saxophones. Alphonse Leduc, 1950 Paris.

7.   http://www.the-saxophone.com/