Castrato (İtalyanca, çoğulu castrati)

Latince “castrare” (hadım etmek) fiilinden gelir.

Kastrato – Soprano, mezzo-soprano ya da kontralto kadın seslerine sahip olan erkek şarkıcı. Ergenlikten önce hadım edilmeleri nedeniyle cinsel olgunluğa ulaşmazlar. Bunun sonucunda ergenlik öncesi her iki cinste benzer olan ses aralığı büyük ölçüde korunur ve ses benzersiz bir şekilde yetişkinliğe doğru gelişir.

Hadım etme işlemi tarih boyunca işkence, cezalandırma, harem bekçisi yapma gibi çeşitli nedenlerle gerçekleştirilen oldukça eski bir uygulamadır. 17. ve 18.yüzyıllarda hadım etme işlemi farklı bir nedenle oldukça ciddi sayılarda uygulanmıştır. Yılda yaklaşık 4000 erkek çocuğun hadım edildiği düşünülmektedir. Şarkıcı adayı erkek çocuklar başta İtalya olmak üzere hadım edilmişlerdir. Hadımların şarkıcı olarak kullanılmaları aslında eski bir olgudur. Antik Yunan’da hadımlar şarkıcı olarak kullanılmışlardır.

Çocuklarda testesteron düzeyi düşüktür ve ergenlik sırasında dramatik olarak artışa geçer. Testesteronun en önemli kaynağı testislerdir. Testesteron, erkek vücudunda çeşitli fizyolojik etkilere yol açar. Sperm üretimi gelişmiş testislerin varlığına bağlıdır. Birincil ve ikincil seks karakterlerinin gelişimi için de testesteron gereklidir. Testesteron kemiklerin büyüme kıkırdaklarının da kapanmasını sağlar ve böylece aşırı büyümeyi engeller. Çocuğun ses tellerini hızlıca büyütür, özellikle membraniz kısımlar iki kayına çıkar ve seste neredeyse bir oktavlık değişim olur.

Testesteron ya da daha büyük olasılıkla metaboliti olan dihidrotestesteron, ses tellerinin uzamasını sağlar. Ergenlik öncesi 17-35 mm olan ses telleri bu etkiyle erişkinde 28-92 mm’ye ulaşır. Erkeklerin ses telleri %63 uzarken, kadınların ses telleri sadece %34 uzar (17-31 mm’den 21-47 mm’ye). Testesteron başlangıçta ses tellerinde ödem ve damarlanma artışına neden olur. Daha sonra kollajen ve elastik doku birikimiyle ses telleri kalıcı olarak kalınlaşır. Bu değişiklikle ses perdesinin aşağıya düşmesine neden olur.

Tiroid kıkırdağın ön-arka uzunluğu erişkin dönemde ergenlik öncesine göre kadınlarla karşılaştırıldığında erkeklerde üç kat daha fazla artar ve bu durum “Adem elması”nın oluşmasına neden olur. Tiroid, krikoid ve aritenoid kıkırdakların ağırlıklar da 2-3 kat artar.

Erkek larinksinin pek çok kısmında dihidrotestesteron reseptörleri vardır. Östradiolün kadın larinksinde büyütücü etkisi pek azdır. Hem erkek, hem kadında ergenlikte büyüme hormonu ve diğer büyüme faktörleri farinks, ağız boşluğu, kafatası sinüsleri, göğüs boşluğunun genişlemesini sağlar. Böylece çocukluktaki ses erişkinin sesinin rezonansı ve gücüne ulaşır.

Testislerin çıkarılması larinksin erkek tipi büyümemesine neden olur. Böylece kastratolar enrenlik öncesindeki çok küçük larinkslere sahip olurlar. Sahip oldukları küçük larinks ve kısa vokal kıvrımlar kastratolara vokal register alanında açık bir avantaj sağlar, kullanabildikleri göğüs registerinin alan büyüklüğü kadın seslerine göre neredeyse iki kat daha fazla olur. Şarkı söyleyebildikleri ses alanının “ıslık sesi” gibi duyulan falsettonun da eklenmesiyle 3 oktavın üzerinde olması nedeniyle bestecilere oldukça geniş bir ses alanında şarkı yazma olanağı vermektedirler. Sahip oldukları vokal kıvrımların yapısı seslerine bizzat bu şarkıcıların şarkı söyleme potansiyellerince şekillenmiş olan Bel Canto stiline ait vokal çeviklik ve virtüözlük özelliklerini de kazandırır. Şarkı söylerken kullanabildikleri oldukça geniş bir ses alanına sahip bu şarkıcılar, bu ses alanında büyük bir vokal esneklikle arka arkaya gelen gamlar ve trillerin bulunduğu büyük aralıkları art arda hızlı bir şekilde söyleyebilmektedirler. Vokal potansiyelleri o kadar sıra dışıdır ki, kastrato şarkıcıların döneminde söz konusu bu sesler için yazılan müzikal cümlelerin yorumlanması oldukça zordur ve bazıları kastrat şarkıcıların sahip olduğu geniş ses aralığını içermesinden dolayı, günümüz şarkıcıları tarafından söylenememektedir.

Kastratoların şarkı söyleme potansiyellerinin temelinde vokal kıvrımlarının niteliğinin ve vokal traktuslarının yanısıra, sahip oldukları olağanüstü nefesleri de etkilidir. Kastrasyonun bir başka etkisi de göğüs kafesinin daha yuvarlak ve büyük olacak şekilde genişlemesidir. Geniş olduğu kadar kalın da olan varil şeklinde genişlemiş göğüs kafesinin yol açtığı artmış akciğer kapasitesi, kastratonun hem daha güçlü şarkı söylemesini, hem de nefesler arasındaki zamanın daha uzun olmasını sağlar. Geniş göğüs kafesinin sağladığı yüksek nefes desteği, altglottal basınçta ciddi bir artışa yol açmış, oldukça geniş bir dinamik alan içinde ve kesintisiz şarkı söylemede çok büyük yarar sağlamış, kastratoların çoğu karmaşık ve uzun cümleleri nefes almadan bir dakika boyunca söyleyebilmişlerdir.

Görece büyük bir göğüs kafesi, bir erkeğin karakteristik rezonansını üreten gelişkin bir vokal traktus, bir çocuğun fiziksel özelliklerine sahip vokal kıvrımların birlikteliği, bugün ancak tahmin edebileceğimiz farklı bir şarkı söyleme duyumunu üretmiştir. Böylece kastrato sesinin popülerliğini garip ve nadir bulunmasına, hayali ve “öteki” olmasına, sesin alışılagelmiş (mesajın kendisinde yatan ve dinleyici kulağını sesin kendi özelliklerine yönlendiren) anlamlarından çok daha ötesine işaret ediyor olmasına bağlamak olasıdır.

Bir kastratonun otopsisinde larinksin belirgin derecede küçük ve ses tellerinin yüksek soprano bir kadın kadar uzun olduğu görülmüştür (Tandler). Bununla beraber kastratonun sesi ergenliğe giren bir delikanlıdan çok farklı olurken, vücudunun büyümesi sorunsuz şekilde devam eder. Ağız boşluğu, farinks ve göğüs boşluğundan oluşan rezonans boşluklarının sorunsuz büyümesi, yoğun bir ses eğitiminden çok daha etkili olur. Ses perdesi kadınlara benzer olmakla beraber tınısı farklıdır. Görkemli, parlak, etkileyici bir tınıya sahiptir.

Kastratların fiziksel özellikleri epifizlerin geç kapanması nedeniyle oldukça uzun bir boy, soluk ve pürüzsüz bir cilt, ileri yaşlarda göz çevresinde ince kırışıklıklar, gür saçlar, yuvarlak kalçalar, dar omuzlar, kadın sesine benzer bir ses perdesi, obeziteye eğilimdir. Entelektüel kapasitelerinde sorun yoktur ancak aşağılanma ve başarısızlık duygusu belirgin olabilir. Başarılı şarkılarda bu aşağılık ve yetersizlik duygusu olmamakla beraber, istedikleri toplumsal sınıfın bu olmadığını düşünmek zor değildir.

Kastrasyonun yaşam süresi üzerine etkili olup olmadığı tartışma konusudur. Az sayıda olgudan oluşan bir çalışmanın sonuçlarına göre, 1610-1762 yılları arasında yaşamış olan 25 kastrato şarkıcının yaşam süresi 65.1±12.1 yıl iken, 1605-1764 yılları arasında yaşamış olan 25 erkek şarkıcının yaşam süresi 64.9±13.1 yıldır. o dönem için görece uzun sayılabilecek bu yaşam sürelerin nedeni her iki grubun da refah seviyesinin yüksek olmasıyla açıklanabilir.

Kastratoların ilk çıktıkları yer ve zamanı bilmek zor olsa da, ilk kastratoların Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu içerisinde yükselişiyle ortaya çıktıkları düşünülmektedir. Sadece sanatsal kaygı nedeniyle hadım edildiği bilinen ilk kişi 4.yüzyılda Roma’da performans göstermiştir. Sonraki dönemlerde ise özellikle İstanbul’da, Doğu Roma İmparatorları ve diğer önemli mevkilerde bulunan kişiler için sahnede yer almışlardır. İlk kastratolar 4-5.yüzyılda karşımıza çıksalar da yaygınlaşmaları 17-18.yüzyılda olmuştur.

Kastratolar opera şarkıcılığı tarihinde Bel Canto olarak bilinen, 17. ve 18. yüzyılları kapsayan bir döneme damgalarını vurmuşlardır.

17.yüzyılda kastratoların neredeyse tamamı İtalya’daydı. İspanya’da ise çocukken geçirdiği kazalar sonucu hadım olan birkaç kişi vardı. Kastratoların Avrupa çapında çok büyük ün kazanmasından sonra Fransa dışında bütün Avrupa’da eğlence dünyasında yer buldular. Goethe de kastratoları dinlediğinde yeteneklerinden etkilenerek, operada kadınlardan üstün olduklarını savunmuştur. Kastratoların ünlerini arttırmaları 17.yüzyılda büyük çoğunluğu İtalyan olan kastratoların arasına 18.yüzyılda birçok başka milletten insanın katılmasına yol açmıştır. 18.yüzyılda kastratolar pek çok milletten olmalarına karşın performanslarını İtalyanca olarak sürdürmüşlerdir.

Kastratoların kilise koroları ve operalarda kullanılmasının nedeni, 18.yüzyıla kadar sahneye kadın çıkması, koro için bile kadın alınması yasak olmasıdır. Rönesans dönemi (1450-1600 yılları) kilise koralarında “bassus, tenor, altus, cantus/discant” olarak adlandırılan dört sesli koral partisyonları kullanmanın gittikçe yoğunlaştığı bir dönemdir. Ancak St.Paul’ün “Kadınlar kilisede sessiz olmalıdır.” Öğüdünü yorumlayan Katolik kilise, kadınların kilise koralarında şarkı söylemelerine sıcak bakmadığından, kadınların söylemesi gereken “cantus” adı verilen en tizdeki partisyonlar, erkek çocuklar ya da falsetto sesi kullanarak şarkı söyleyen ergen erkekler tarafından söylenir olmuştur. Ancak çocuklar genellikle disiplinsiz olmaları nedeniyle zor eğitilmeleri ve ergenlikten sonra bu sesleri çıkaramamaları, şarkı söylemeye başladıkları ile seslerinin değiştiği ergenlik çağı arasının sadece birkaç yılla sınırlı olması nedeniyle, falsettolar ise ses tellerindeki yıpranmalar sonucu kısa sürede bu sesleri çıkaramaz hale geldiklerinden kısa süre içinde operalardaki yerlerini kaybetmeye başlamışlardır. Falsettoların sesinin gücü ve tınısı ise kastratolarla boy ölçüşemez. Bu nedenle 16.yüzyılın ortalarından itibaren kadın rolleri için sesi kalınlaşmadan hadım edilmiş erkekler kullanılmaya başlanmıştır.

İlk kez 1553’te Roma Kilisesi korosunda bir kastratodan bahsedilmiş olmasına karşın, 1589’da Roma St.Peter korosu için dört kastrasyon yapıldığı Papa Sixtus V tarafından ilk kez resmen duyurulmuştur. Bundan sonra kastratolar hızla yayıldı ve 1640 yılına gelindiğinde İtalya’daki pek çok koroda kastratolar yer alıyordu. Ardından gelen üç yüz yıl boyunca da papalık şapellerinde kendilerine yer buldular. (Jenkins 1998).

Başka bir kaynağa göre Papal korodaki ilk izinli kastratolar, 1599’da Pietro Paolo Foglianato ve Giralamo Rossini’dir. İlk kastratolardan biri olan İspanyol Padre Francisco Soto 1562’de Vatikan kayıtlarında karşımıza bir falsettist şarkıcı olarak çıkmaktadır (Saruhan 2014).

Diğer yandan Barok dönemin (1600-1750) ilk yıllarında ortaya çıkan opera sanatı, kastratoların popülerliğinin çok artmasına neden olmuştur. ilk müzikli sahne dramaları olan Jacopo Peri’nin Dafne (1597) ve Monteverdi’nin L’Orfeo (1607) eserlerinden başlayarak önce İtalya’da, sonra zamanla Almanya, İngiltere, Avusturya ve İtalyan operasının yazıldığı ve üretildiği her yerde popülerlik kazanmaya başlamışlardır. Kısa sürede neredeyse her operanın yıldız bir kastratosu olması olağan hale gelmiştir.

İnsan vücudunun herhangi bir parçasının başka bir yolla kurtarılamadığı durumlar dışında ampütasyonu kilise yasalarınca yasaklanmış olmasına karşın kastrasyon yaygın şekilde uygulanmıştır. Çocuklar ailelerinin istek ve izinleri doğrultusuna hadım edilmişlerdir. Genellikle fakir ailelerden gelen bu çocuklar, aileleri için ünlü olunca kazanacakları para sayesinde ailenin ekonomik sorunlarının üstesinden gelineceği umududur. Gelecek vaat ettiği düşünülen çocuklar hadım edildikten sonra oldukça yoğun ve disiplinli bir eğitimden geçirilirlerdi. Ün ve iyi gelir hayali, sadece ailelerin değil nadiren de olsa, Caffarelli (1710-1783) örneğinde olduğu gibi, bizzat çocuğun da gönüllü olmasını sağlamıştır. Neredeyse tamamı 16 yaşında kadın rolünde ilk gösterilerine çıkan bu şarkıcıların sesleri yaşları ilerleyip sesleri daha aşağı ses perdelerine inebilecekleri şekilde değiştikçe, soprano olarak başladıkları kariyerlerini genellikle kontralto olarak bitirmişlerdir.

Ancak hadım edilme işlemi sıklıkla kesin bir başarısızlıkla sonuçlanırdı. Operasyonları kimin yaptığı bilinmese de, sayılar o kadar fazladır ki, büyük olasılıkla niteliksiz uygulayıcılar, hatta berberler tarafından yapılmış olmaları akla yakındır. Bu durumda girişim sırasında anestezi uygulaması ya da sonrasındaki enfeksiyonlar nedeniyle pek çok çocuğun ölümüş olabileceği de akla uzak değildir. Her şey yolunda gitse de, kastre edilen erkek çocukların sadece %1’i başarılı şarkıcılar olabilmiştir.

Kiliselerin kastratolara bakış açısı o dönemin papalarına göre şekillenmiştir. Hiçbir papa kadınların operada yer almasını açıkça onaylamamıştır. Bazı papalar kastratolardansa kadınların operada yer almasına göz yummuşlardır. Bazıları ise sorunu daha sert yöntemlerle çözmeye çalışmış, hatta içlerinden biri bu sorunlardan kurtulmak için bütün tiyatroları kapattırmıştır. Birçok papa hadımlaştırma işlemini gerçekleştirenler için aforoz etme cezası vererek bu sorunu ortadan kaldırmak istemiştir. Ancak papaların çoğu hadımlaştırma işleminden rahatsızlık duymamış, hatta kastratolar çoğu zaman papaların şapellerindeki korolarda yer almışlardır, onların müziği tanrıyı onurlandırmakta kullanılmıştır. Ailelerin parasal, operanın sanatsal, kilisenin dizi müzik açısından beklentileri, yazılı olmayan bir uzlaşmayı ortaya koymuştur.

Kastratolar üç yüzyıl boyunca kilise tarafından ayinlerde şarkı söylemeleri için memnuniyetle karşılanır. Kilisede tarafından kastratonun dünyevi olmayan yerden seslendiği düşünülmüştür. Kilise bir yandan kastratoları mahkûm ederken, öte yandan onlar için en uygun piyasa olur. Bazı kastrato opera yıldızları için kilise anlaşmaları yaşlılık için hem sanatsal, hem parasal anlamda bir güvence olur.

Kilise müziklerinden sonra kastratoların ikinci ve daha büyük yükselişi İtalyan operaları ile olmuştur. Monteverdi’nin dehasının bir yansıması olan ilk opera Orfeo (1607)’dur. Operalar hızla İtalya’nın birçok kentine yayılmıştır. Kilisenin kadınların operalarda yer almasını yasaklaması üzerine kastratolar operalardaki kadın rollerinde kendilerine yer bulmuşlardır. Kastratoların yükselişi ve düşüşü, 18. Yüzyıl ortalarında zirveye ulaşan operaya paralel olmuştur.

Kastratoların büyük rol oynadıkları 17.ve 18.yüzyıllardaki şarkı söyleme sanatına ilişkin dönem “Bel Canto” dönemi olarak bilinir. Bel canto mitini, bu şarkıcıların yeri doldurulamayacak şekilde kaybolan belli bir tarzda söyleme yetenekleri, daha önce duyulmuş olan tarzdan farklı şekilde şarkı söylemeleri oluşturmuştur.

Bu dönemde halk yıldızları ve Avrupa’da en çok para ödenen müzisyenler haline gelen kastratolar, bestecilerin vokal besteleme teknikleri üzerinde belirgin olarak etkili olmuşlardır. Venedik’te yaşayan İngiliz Albay Elizeus Burges’in, 20 Ocak 1730’da yazdıklarından öğrendiğimize göre, 1729 kışında Handel’in Farinelli’yi görme girişimleri başarısız kalır. Farinelli Handel’i bir kez bile görmez. Handel kapısında üç kez beklemesine karşın, Farinelli onu ziyarete bile gitmez.

 

Pek çok opera bestecisi gibi Mozart’ın da özel bir kastrato için yazdığı roller vardır. 19.yüzyılda bu gelenek yok olmaya yüz tutmuştur. Yine de Meyerbeer ve Rossini’nin kimi operalarında birkaç kastrati rolü vardır.

Kastratoların şarkı söyleme sanatı üzerindeki baskın etkileri onların sadece bestecilerle olan ilişkilerine yansımayıp, diğer hadım olmayan şarkıcıların şarkı söyleme pratik ve estetik algıları üzerinde on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısına kadar da belirleyici olur. Kastratoların diğer şarkıcılar üzerindeki etkileri birkaç boyutta gerçekleşir: kastratolar tarafından yazılan eserlerin hadım olmayanlar da dâhil bütün şarkıcılar tarafından kullanılması; kastrat şarkıcıların, kastrat olmayan şarkıcılara ders vermeleri ve aynı sahnede şarkı söylüyor olmaları.

Kastratoların popüler olmasını sağlayan şeyin ne olduğu konusunda değişik görüşler vardır. Reynold’a göre bunun nedeni, insan sesi olmaktan çok biz müzik enstrümanı haline olan “ses” bunun nedenidir. Freitas, Davies, Rudakova gibi yazarlara göre ise kastratonun bedeni de en az sesi kadar önemli rol oynamaktadır. Freitas, kastratoların popülerliklerinin sadece vokal yeteneklerine dayandırılamayacağını, Davies 1830’ların perspektifinden bakıldığında, fiziksel görünümün müzikal deneyime dışsal kalan bir şey olmadığını, izleyicilerin performansları sadece “dinlemeye” gitmediğini iddia etmişlerdir.

Freitas’a göre kastratoların benzersiz fizikleri aracılığıyla idealize edilmiş aşığı, görülmeye değer bir abartıyla cismanileştirdikleri için değer verilmiştir. Kadın kıyafetleri içinde aristokrat ve evli sevgililerinin odalarına gizli ve sessizce girip çıkan kastrato öykülerine atıfta bulunan Rudakova’ya göre ise kastratolar saltanatlarının büyük bölümünde, doğru olsun ya da olmasın, toplum tarafından hiperseksüel canlılar, utanmaz küçük ve tatlı muhabbet çiçekleri, pervasız kadın avcıları, dizginlenemez sodomitler (oğlancılık ilişkisinde pasif konumda olan partner) olarak algılanmış, bu şarkıcıların çocuk yapamayacakları gerçeği, onun kontrol edilemez fiziksel haz dünyasında yaşamasına neden olmuştur.

Kastrat şarkıcıların şarkıcılık sanatında kullanılmaya başlanmasında kilisenin yasağının etkin olduğu bir gerçekse de, bu yasak kastratoların neden bu yasağın geçerli olmadığı yerlerde de tercih konusu oldukları hususunu yeterince açıklamaktan uzaktır. Bu duruma vurgu yapan Rudakova da, kadın sopranoların yasaklanışının, 1700’lere kadar yerel olarak kalıp, ancak 1700 sonraları tüm İtalya’da vuku bulduğuna dikkat çekerek, bu durumun, erkek sopranoların bir buçuk yüzyıl önceden yükselişe geçmelerini açıklayamadığını iddia etmektedir. Rudakova’ya göre kilisenin yasağı ayrıca erkek sopranoların, 1700’lerde tüm İtalyan opera sahnelerinde ve bu yasağın geçerli olmadığı Avrupa’da İtalyan operasının söylendiği her yerde çok popüler olmalarını da yeterli bir şekilde açıklayamamaktadır.

Kastratoların ünü 17. ve 18. yüzyıllarda çok artmış olsa da, toplum tarafından genellikle hakir görülmüşlerdir. Hatta bu nedenle kastratoların pek çoğu falsetto gibi davranmayı yeğlemiştir (falsetto: erkeklerin yüksek notalara, hatta bazen soprano notalarına çıkabilmesini sağlayan ses tekniği). Kastratolar halktan çok aristokrat kesimden sevgi ve ilgi görmüş, birçok kastrato dışarıda daha fazla gelir elde edebilecek olmalarına karşın aristokrat ailelerin himayesi altında çalışmışlardır. Aristokrat ailelerin altında yaşamaları ise onlara toplumun birçok kesiminden saha gösterişli bir yaşam sürmelerini sağlamıştır.

Kastratoların farklı ve tipik dış görünüşleri vardır. Normal erkeklerden daha büyük ve yuvarlak bir vücut, yumuşak ve açık renkli bir deri, sakalsız bir yüz, gür saçlar, obeziteye yatkınlık, yuvarlak kalçalar, yüksek ve dar omuzlar, bükülmüş bir sırt, gözlerin çevresinde zarif kırışıklıklar. Kastratolar bu fiziksel özellikleriyle 18.yüzyıl sonlarına kadar yakışıklı aktörler olarak görülmüşler, hoşa giden ve alayla karışık bir eğlencelikle anılmışlar, ahlaki boyutu olan ya da sevimsiz eleştirilerle nadiren karşılaşmışlardır. 18.yüzyıl sonlarına doğru bu konuda önemli değişimler yaşanmıştır.

Kastratoların değerlerini kaybetmeleri yükselişlerinin tersine çok hızlı olmuştur. 18.yüzyılın ikinci yarısında operada ortaya çıkan anti-romantizm akımı kastratoların popülerliğine büyük darbe vurmuştur. Anti-romantizm akımının yanısıra yükselen hümanizm de kastratoların sonunu getiren nedenlerin başındadır. Feldman’In belirttiği üzere, kastratoları eğlence kaynağı olarak gören algıdan birer endişe kaynağı ve bir aşırı kirlenmenin işaretleri olarak gören algıya doğru giden bir sürecin sonunda 18.yüzyılın sonlarında birçokları için kastratolar kesin bir biçimde insan kalbini harekete geçiremeyen birer “soğuk varlık” haline gelmişlerdir. Önceleri birer harika olarak nitelendirilen sesleri de, enstrümental, mekanik, ifadesi ve duygusuz olarak görülmeye başlamıştır. Artık sadece değiştirilmiş ya da “sakatlanmış” erkekler değillerdir. 18.yüzyılın ikinci yarısından sonra artık kategorik olarak “yanlış” olanı temsil ediyorlardı: erkek olarak doğmuş, ancak toplumsal alanda ve ruh olarak erkek olmayan ya da yarı-erkek olan insanlar.

Kastratolara yönelik bu algı değişiminin temel kaynaklarından biri aslında Avrupa’da yüzyıllardır geçerli olan cinsiyet, cinsellik ve toplumsal cinsiyet kavramlarına ilişkin bir süredir devam eden değişim sürecinin Fransız ihtilâlı sonrası kazandığı ivmedir. Yüzyıllardır geçerli olan cinsiyetin iki uç arasındaki geniş bir spektrum üzerinden algılanması ve böylece de kastratoların da dâhil olduğu “belirsiz” cinsel konumlanmaların normallikler içinde sayıldığı bir dönemin sonlanmasına ilişkin sürecin başlangıcını, sodomik ilişkilere dair Avrupa’da 18. yüzyıl başlarında hızlı bir artış gösteren yargılamalardan da takip etmek mümkün gibidir. Tek cinsiyet modelinden iki cinsiyet modeline geçiş olarak bu değişim sürecinin sonunda bireyin kendisini ya tam kadın ya da tam erkek olarak tanımlaması ve yeni oluşan toplumsal cinsiyet rolleri içinde ‘uygun’ olan bir yaşam şekli sürmesi ‘normal’i temsil etmeye başlayacaktır. Yeni ve ‘modern’ hayat açısından kastratolar gibi ‘arada’ olmak, belirsizliğin bütün risklerini barındırmaya başlamıştır. Kastratoların tarih sahnesinden silinmeye başlama sürecinin Galenik cinsiyet anlayışı döneminin bitmeye başladığı ve Viktoryen anlayış döneminin hazırlayıcısı olan 18. yüzyıl ortaları ile 19. yüzyıl ilk on yıllarında gerçekleşmiş olması hususu, bu açıdan bakıldığında bir tesadüf olmaktan çıkar. Cinsel norm dışındaki herhangi bir şeyin bir suç ya da hastalık, toplumsal cinsiyet normu dışındaki herhangi bir şeyin ise anormallik veya sapkınlık haline geldiği bu süreç sonunda kastratoların sahip olduğu “‘meleksi’, ‘kutsal’ ve ‘cennetsel’ sıfatları Romantikler tarafından kadınlara devredilir. Seksüalite değerlerine ilişkin bu değişim ile bu şarkıcıların yok olma sürecinin eşzamanlılığı, onların sadece “sesleri” ile var olmaya başlamış ve iki yüzyıl boyunca zirvede kalmış olduklarına ilişkin iddiaları oldukça zayıflatır niteliktedir. Kastratolara yönelik söz konusu algı değişiminin kendisini en açık haliyle 18. yüzyıl sonları ile birlikte göstermeye başladığı görülür.

Fransız Aydınlanması düşünce ve yazılarından açıkça etkilenmiş olan saldırgan tutumun şampiyonluğunu, 1760’ların sonunda yazılmış La Musica adlı eseri 1791’de yayınlamış olan Guiseppe Parini üstlenmiş, çıkar elde etme amacıyla oğullarını hadım ettiren babaları insanlık dışı ve barbar olmakla suçlayarak kınamıştır. 1769’da ise editörlüğünü Parini’nin yaptığı Gazzetta di Milano’da, yeni seçilen Papa XIV. Clement’in kadınların Roma tiyatrolarında şarkı söylemelerine izin vermesi ve kastratoları kutsal ofislerdeki görevlerden dışlayarak, üretilmelerinin sebebini ortadan kaldırmasıyla ilgili bir dileğin de yer aldığı bir bildiri yayınlanmıştır.

Kastratoların dezavantajlı konumları Napolyon’un 1796 yılında İtalya’yı işgal etmesi sonrası iyice derinleşmiştir. Bu işgal sonrası hadım etme ameliyatına karşı daha öncekinden çok daha sert önlemler alınmaya başlamış, hatta kastratoların opera sahnesine çıkmaları geçici olarak yasaklanmıştır. Her ne kadar bu kısa süreli geçici yasak dışında kastratolar 19.yüzyılın ilk on yıllarında da opera sahnelerinde görülmüşse de, hem bu şarkıcıların sayısı, hem de kendilerini gösterebildikleri temsil sayıları oldukça azalmıştır. Kastratolar artık sahnede nadiren görülüyor olsalar da, dinleyicilerin kastratoların seslerine ilişkin alışkanlıkları bu şarkıcıların sahnede yerini alacak ses türlerinin de belirleyicisi olmuştur. böylece, kastratoların sahnede canlandırdıkları genç aşık ve kahraman gibi başrolleri seslendirmeyi üstlenen şarkıcılar tenorlar değil, travesti rolündeki kadınlar olmuştur. Bu şarkıcılar erkek kıyafeti içinde şarkı söyleyen kontraltolardır. 1798 yılında Papa Pius VI, Roma’da ve Papalık Devletleri’nde uzun süredir var olan kadınların sahneye çıkmalarını yasaklayan yasayı kaldırmış, böylece kadınların sahnede daha aktif olmalarının önü açılmıştır.

Bir kastratonun rol aldığı son büyük opera Giovanni Velluti (1781-1861)’nin oynadığı Meyerbeer’s Il Crociato in Egitto’dur. Böylece Velluti son operatik kastrato olarak karşımıza çıkar. Son gösterimi 1829 yılındadır. Ama Sistin şapelinde koro üyesi olarak görevlerine 1902’ye dek devam etmişlerdir. Velluti’den sonra 1844 yılında Paola Pergeletti Londra’da bir konserde ortaya çıkmıştır.

19.yüzyıl ilerledikçe kastratolara ilişkin alaylı tanımlamaların yerini artık oldukça keskin bir aşağılama dili almaya başlamıştır. Bu dönem yazılarında kastratolar sanki bir rüyanın içindenmiş gibi kabusumsu, iğrenç yaratıklar olarak tanımlanmaya başlamışlardır.

Velluti’nin 1825’teki Londra’da sahneye çıkışı sansasyonel bir olay olur. Velluti’yi dinleyen Londralı dinleyicilerin çoğunluğu, bu tür bir sese alışık değillerdi, çünkü bir çeyrek yüzyıldır hiçbir kastrato Londra’da şarkı söylememiştir. O akşam King’s Theatre’ı tıka basa dolduran kalabalık Velluti’nin sesini az çok psikosomatik terimlerle tanımlarlar: “Sanki sesinin oluşumu, korkunç bir hastalığın bir sebebi veya belirtisi gibiydi”. Bu gösteriyle ilgili yazan The New Times, Velluti’yi ‘İngiliz milletinin erkeklik karakterine saldırmakla’ suçlamıştır. Yine aynı şekilde, The New Monthly Magazine and Literary Journal ‘de yazan bir başka eleştirmen, Velluti’nin Meyerbeer’in Il Crociato in Egitto operasındaki Armando rolüyle ilk sahneye çıkışını görüp daha ilk sözleri olan ‘Popoli dell’Egitto’yu duyduğunda, bu sesle ilgili olarak “kulağa dünyevî olmayan, hayali bir yaratığın iniltisi gibi geldi” diye yazmıştır. Velluti’yle ilgili aşağılamalar bununla da bitmemektedir. “18. yüzyılda kastratoların sesi ‘evviva il coltello!’ (çok yaşa bıçak) diyerek karşılanırken, artık kahkahalarla karşılaşmaya başladığı bir dönemdir bu”. 1826 yılında yer aldığı Il Crociato in Egitto gösterisi için, The Atlas’ın eleştirmeni, kendi kulaklarını her akşam Velluti’yi dinleyerek eğitmeye çalıştığını ve “tekrarlı dozların mide bulantısını geçireceğini umduğunu, ama kulaklarının bu müziği duydukça, hastalığının daha da arttığını” yazar. Bu tür aşağılamaların 1844 yılında Londra’da sahneye çıkan ve opera sahnesinde yer alan son hadım şarkıcı olarak da bilinen Paolo Pergetti içinde yapıldığı görülür. London Times’ın eleştirmeni “her ne kadar sesinin Velluti’ninkinden ‘daha tatlı ve daha hoş olduğunu’ ifade etse de, yine de, tamamen doğalın tersi olan ve sadece tarihte kalmasını dilediğimiz bu tür bir vokalizmin yeniden görülmesinden dolayı üzüntü duymaktan alıkoyamıyoruz kendimizi diye de ekler.

Her ne kadar kastratolar bu tarihten sonra opera sahnesinden tamamen silinmişse de, 20. Yüzyılın ilk yıllarına kadar kilise korolarında oldukça azalmış sayılarıyla da olsa şarkı söylemeye devam ettiler. Ergenlik öncesi kastrasyon İtalya’da 18.yüzyılın sonlarına doğru azaldı, 1870’ten itibaren yasaklandı. 1870 yılında, gelecek vaat eden genç şarkıcıları hadım etmek, bunun hala bir gelenek olduğu son ülke olan İtalya’da da yasaklandı. 1878’den 1903’e kadar papalık yapan Leo XIII, kastratoları Saint Peter’da yasaklarken, daha sonra bu şarkıcıların kilise korolarında yer almaları kendisinden papalığı devralan “Papa Pius X tarafından 1903 yılında tamamen yasaklandı.

19.yüzyılda atalarının ve nadiren görülse de kendilerinin döneminde yapılan bu barbarlıktan utanan toplumlar kastratoların varlıklarını reddetmiş, onlara evlenme izni vermiş, varlıklarını reddederek kastratoların aslında falsetto olduklarını iddia etmişlerdir.

1844’te adı duyulan Pergetti o dönemde çok nadir bulunan bir soyu temsil ediyorsa da, en son kastrato 1858-1922 yılları arasında yaşamış olan Alessandro Moreschi’dir. Moreschi’nin 50’li yaşlarda söylediği birkaç şarkı, kastratoların sesleri hakkındaki elimizdeki tek kanıttır. Son kastrato Moreschi 1922 yılında ölmeden önce birkaç plak yapmış, böylece bizlere bu geleneğin ses örneğinin bizlere kalmasını sağlamıştır. 1913 yılındaki emekliliğine kadar Sistin Şapeli Korosu’nda şarkı söylemiş olan son kastrato Moreschi’nin sesi Sistin Şapeli’nin müzik direktörü olduğu sıralarda Gramaphone ve Typewriter Company tarafından kaydedilmişse de, 1902-1904 yılları arasında ve zamanın yetersiz tekniğiyle yapılmış bu kayıtların kastratoların seslerinin duyumuna ait fikir vermesi için yeterli olup olmadığı tartışmalıdır. Kiliselerde şarkı söyleyen son hadım şarkıcı Alessandro Moreschi (1858-1922), emekli odluktan sonra kastratolar opera sahnelerinden sonra kilise korolarında da tamamen yok oldular (Jenkins, Saruhan).

 

Kastratoların ses rengi soprano ya da kontraltolara benzese de daha güçlü, daha duygusal, şehvetli bir tona, incelikli, parlak bir tekniğe sahiptirler.

Testesteron yokluğu epifizlerin kapanmasını geciktirir. Bu durum kol ve bacaklar yanısıra, kaburgaların da uzun olmasına yol açar. Artmış akciğer kapasitesi ve kastratolara uygulanan yoğun eğitim onları rakipsiz hale getirmiştir.

Kastrasyon genellikle 7-9 yaşında yapılırdı. Spermatik kordun kesilerek testislerin atrofiye uğratılması en az travmatik olan işlemdir.

16.yüzyıldan 20.yüzyıla kadar süren dönemde Roma Katolik Kiliseleri, aldıkları bu çocuklara iyi bir müzik eğitimi vermişse de, bu işlem çocukların %1-5’inden azından başarılı olmuştur. Kiliselerin kutsal saydığı ve bu nedenle ailelerin büyük oranda kabul ettiği bu işlem, İtalya’nın Fransız Anayasası’na geçmesiyle beraber 1902-1904 yıllarında çıkarılan bir yasayla yasaklanmıştır. Bundan sonra, kastrato sanatçılar zaman içinde yok olsa da, kastratoların repertuvarını seslendirebilecek sanatçılar nadir de olsa çıkmaktadır. Bu yetenekteki sanatçılara “Doğal Kastrato” ya da “Endokrin Kastrato” adı verilir. Klinefelter ve Kallmann sendromlu hastalar buna örnek verilebilir.

Barok müziğin yeniden yükselişe geçtiği günümüzde alto, mezzo (kadın sesleri) ses aralığına sahip kontrtenorlara ve soprano kadın sesi ses aralığına sahip olan sopranistlere (erkek soprano) olan ilgi artmaktadır.

Sopranist: Bu terim genellikle bir erkek şarkıcı (çocuk, kastrato ya da falsettist) için kullanılır. Şarkıcının ses aralığı bir kadın sopranoya eşdeğer registerde iken bu kişilerin sesleri kadın alto ya da conunter-alto’ya benzer. Bir sopranist aslında falsetto sesini kullanma yeteneğine sahip bir falsettisttir. Falsetto göğüs ve kafa sesleri arasındaki alanı kapsar. Sopranistlerin seslerinin özel karakterleri göğüs sesinden kadın sesine eşdeğer falsettoya geçişe olanak tanımasıdır.

Çok güçlü olmayan fısıldar gibi söyleyen erkek sesleri (orta kadın sesleri ile kıyaslanamazlar) ile falsetto karıştırılmamalıdır. Falsetto güçlü ve yoğun olabilir.

Tüm sopranistlerin falsetto dışında kendi sesleri vardır. Sopranist seslerin tümü bir diğerinden tamamen farklıdır. Ses, şarkıcının kişiliğini yansıtır. Farklı ses renkleri, tonlar ve her biçim için farklı ses genişliği özelliklerine sahiptirler.

Çocuklar arasında da sopranist şarkı söyleyenler bulunabilir. Koleratür soprano (yüksek Do üstüne çıkabilenler) ve mezzo-sopranonun (kaliteli pes ve tiz notaları verebilenler) bazı tınıları da bu sese benzerlik gösterir. Günümüzde Lauren Hunt, Anne-Sophie von Otter, Cecilia Bartoli gibi bazı mezzo-sopranolar Ricardo Broschi, Nicola Parpora, Haendel gibi besteciler tarafından yazılmış kastrato tepertuvarlarını seslendirmeyi yeğlemişlerdir.

Bu ses perdelerine çıkabilmek için gergin ve diğer insanlardan uzun ses tellerine sahip olmak gereklidir. Sesin kalitesi gerçekte harmoniklere bağlı olarak değişiklik gösterir (9 dan az pes, 14’ten fazla tiz). Sopranist, kastrato repertuvarını seslendirebilecek mucizevi sese sahip olan bir kişidir. Ancak kastrato vokal teknikleri taklit edilemeyebilir. Kastratolar gerçek “kadın ses aralıkları”nı kullanan ses sanatçılarıydı.

Timur Okutman dünyada bulunan sopranistler arasında adı geçen bir sanatçımızdır.

Bazen de kastre olmaksızın bilinmeyen fiziksel ya da tıbbi nedenlerle kastrato benzeri sese sahip olanlar vardır: Jimmy Scout, Radu Marian, Michael Maniaci. Radu Marian’ın ses tonu bir kadını andırsa da, Maniaci’nin sesi çok daha farklı bir tona sahiptir ve bazı uzmanlar tarafından eski ünlü kastrato tonuna en yakın ses olarak nitelendirilmektedir. Bu kişiler kontrtenorlar gibi soprano notaları falsetto söylemezler, asıl ses aralıkları sopranodur.

Nadiren kontratenor sese sahip olan sanatçılar vardır: Aris Christofellis, Jörg Waschinski, Ghio Nannini. Ses telleri normalin üç kat uzunluğunda olan Cem Adrian (d.30 Kasım 1980)’ın sesi bastan sopranoya kadar uzanan bir ses aralığına sahiptir. Ses aralığı 4.5 oktavdır. Farklı 7 kişinin sesiyle şarkı söyleyebilmektedir (en kalın erkek sesinden en tiz kadın sesine kadar). Aktör Chris Colfer de benzer ses aralığına sahiptir. Müzisyen Jeff Buckley’in ses aralığı 4 oktavdır, bastan sonranaya kadar uzanır.

Kastratolara en ünlü aryaları yazanların başında Vivaldi gelir. Vivaldi’nin unutulan ve geçtiğimiz yüzyılda yeniden keşfedilen bu repertuvarı günümüzde yaygın olarak icra edilmektedir.

Her ne kadar cinsel performansları yetersiz olsa da kastratoların bazılarında libido korunmuştur. Bunlardan Tenducci evlenmiştir. Kadınları memnun edebilseler de cinsel ilişkilerin gebelikle sonuçlanması mümkün değildi.

Giovanni Bacchini “Bacchino”

Loreto Vittori (1604-1670)

Baldassare Ferri (1610-1680)

Giuseppe Panici (1634-1702)

Giovanni Grossi “Siface” (1653-1697)

Pier Francesco Tosi (1654-1732)

Francesco Pistocchi “Pistocchino” (1659-1726)

Antonio Bernacchi (1685-1756)

Francesco Bernardi (Senesino) (1686-1758)

Valentino Urbani “Valentini” (1690-1722)

Giovanni Carestini “Cusanino” (c.1704-c.1760)

Carlo Maria Broschi “Farinelli” (1705-1782)

Domenico Annibali “Domenichino” (1705-1779)

Gaetano Majorano “Caffarelli” (1710-1783)

Felice Salimbeni (1712-1752)

Atto Melani (d.1714)

Giaocchino Conti “Gizziello” (1714-1761)

Mariano Nicolini “Marianino” (c.1715-1758)

Giovanni Manzuoli (1720-1782)

Gaetano Guadagni (1725-1792)

Antonio Albanese (1729/1731-1800)

Silvio Giorgetti (1733- ca.1802)

Giusto Fernando Tenducci (ca.1735-1790)

Giuseppe Millico “II Muscovita” (1737-1802)

Gasparo Pacchierotti (1740-1821)

Venanzio Rauzzini (1746-1810)

Luigi Marchesi “Marchesini” (1754-1829)

Vincenzo dal Prato (1756-1828)

Girolamo Crescentini (1762-1848)

Giovanni Battista “Giambattista” Velluti (1781-1861)

Domenico Mustafa (1829-1912)

Domenico Salvatori (1855-1909)

Alessandro Moreschi (1858-1922)

 

Farinelli (24 Ocak 1705, Andria, Barletta-Andria-Tranii, Apulia, İtalya – 16 Eylül 1782, Bologna, Emilia-Romagna, İtalya. 18.yüzyılın ünlü İtalyan kastrato ve kontralto sanatçıdır.

Gerçek adı Carlo Maria Broschi’dir. Sahne adı olan Farinelli ile tanınan sanatçı, zaman zaman da Belcanto tekniğini kullanmıştır. Ses aralığı C3 (131 Hz)’ten D6 (1175 Hz)’e kadardır. Göğüs kafesi o kadar gelişmişti ki nefes almaksızın bir dakika boyunca bir notayı çıkarabiliyordu.

İtalya’Nın güneyinde doğan Carlo’nun babası “Salvatore Broschi” kent katedralinin koro şefiydi. Broschi ailesi 1711’de anne Broschi Caterina’nın memleketi Napoli’ye taşındı. Carlo’nun kilise korosunda gösterdiği başarı, çevresindekilerin ilgisini çekti. Onun iyi bir sanatçı olmasını isteyen babası, Napoli’nin en ünlü öğretmenlerinden biri olan Nicola Porpora’dan ders aldırdı.

Salvatore Broschi’nin Kasım 1717’de ölmesiyle beraber aile ekonomik sıkıntı içine girdi. Carlo’nun özel müzik dersi alması sıkıntıya girse de Porpora onu eğitmeyi sürdürdü. Büyük olasılıkla ergenliğe girince Carlo sesini kaybedecekti. Bu nedenle abisinin izniyle Carlo hadım edildi.

1722 yılına gelindiğinde artık “Farinelli” adıyla tanınan bir sanatçıydı. Aynı yıl Roma’da, Porpora’nın bir oyununda başkadın rolünü oynadı ve büyük beğeni kazandı. 1724’te ilk kez İtalya dışına çıkıp Viyana’ya gitti ve İmparatorluk Tiyatrosu’nda konserler verdi. 1727 yılında kendisinden 20 yaş büyük olan ünlü kastrato şarkıcı Antonio Bernacchi ile sahneye çıktı. Farinelli, Bernacchi’nin kendisinden iyi olduğunu kabul ederek ondan ders aldı.

 

1734 yılında Londra’da sahneye çıktı. Burada uzun süre kalan sanatçı 1737 yılında İspanya’ya davet edildi. Temmuz ayında Londra’dan ayrıldı ve İspanya’ya gitmeden önce Paris’te Kral XV. Louis onuruna Versay Sarayı’nda bir konser verdi.

İspanya Kraliçesi Elisabetta Farnese, eşi V. Felipe’nin depresyon rahatsızlığına Farinelli’nin sesinin iyi geleceğini düşünüyordu. 25 Ağustos 1737’de Farinelli, kralın özel müzisyeni ve kraliyet ailesi onursal üyesi olarak göreve atandı. Kralın yaşadığı 9 yıl boyunca yalnızca sarayda konserler verdi. Felipe’nin ölümünden sonra tahta geçen oğlu IV. Ferdinand’ın döneminde Farinelli, sarayda daha fazla nüfuz sahibi oldu. 1750 yılında kral tarafından “şövalye” ünvaıyla ödüllendirilerek soylular sınıfına girdi. 1759’da Ferdinand tahtını kardeşi III. Charles’a bırakınca Ferdinand’ın görevine son verildi. Farinelli İtalya’ya dönerek Bologna’ya yerleşti ve 77 yaşında öldü. 

 

 

1736’da Siena’da doğmuştur. Kastrato opera şarkıcısı ve bestecidir.

Bir kastrato olmasına karşın Tenducci 1766’da Dorothea Maunsell ile evlendi. Ama daha sonra iktidarsızlık nedeniyle karısı kendisinden boşandı. Giacoma Casanova onun otobiyogrifisinde Dorothea’nın iki çocuk doğurduğunu yazmışsa da, daha sonraki biyografi yazarı Helen Berry, bu iddiayı doğrulamamış, çocukların Dorothea’nın ikinci kocasından olduğunu söylemiştir.

Tenducci, Londra’da Mozart’ın arkadaşı olmuştu. Mozart onun için günümüzde kayıp olan bir arya yazdı (K 315b). Gainsborough tarafından resmi yapıldı.

Lydia Melford, Tenducci’yi İtalya’da dinledikten sonra onun sesini şöyle tanımlamıştır: “Dünyadan bir varlık değil. Onun sesi ne erkek, ne de kadın sesi, onlardan çok daha melodik, öylesine ilahi bir ses ki kendimi cennette hissettim.”

İtalya’da Pausula’da doğan Velluti, öksürük ve yüksek ateşinin tedavi edilmesi için lokal bir doktor tarafından sekiz yaşındayken hadım edilmiştir. Babası onun için askeri bir kariyer planlarken, bundan sonra müzik alanına yöneltti.

Velluti olağanüstü sesi yanısıra cinsel maceralarıyla da ünlü olmuştur. anlaşılan pekçok koca bir kastraonun genitallerinin fonksiyonel olabileceğinin hiç farkında değillerdi.

Giovanni Velluti, 19.yüzyılda opera sahnesinde görülen son kastratolardan biridir. Meyerbeer’İn Il crociato in Egitto’sunun son gösterisini, 1829 yılında Londra sahnesinde, insanların kastratoları beğenmemeye başladıkları bir dönemde yapmıştır. Arık operada hoş karşılanmayan Velluti geçimini, yüksek sosyete kadınlarına ve kızlarına Regent Street’teki Şan Akademisi’nde ders vererek sağlamak zorunda kalmıştır. Daha sonra tarımla uğraşmaya başlamış ve 1861 yılında ölmüştür.

Asıl adı Gaetano Majorano olan İtalyan kastrato opera sanatçısı. Nicola Porpora’nın öğrencisidir. Bir mezzo-soprano olan Caffareli’nin tessiturası çok yüksektir.

Son kastrato Alessandro Moreschi 1922 yılında Vatikan’da 64 yaşında ölmüştür. Olasılıkla 1865’ten beri kastredir. 20.yüzyılın kastrato otoritesi Franz Haböck, Moreschi’nin sesini şöyle tanımlamıştır: kristal kadar berrak ve sah bir sesi zahmetsiz bir nefes kontrolü.

Moreschi’nin sesinin 1902-1904 yıllarındaki eşsiz gramofon kayıtları, modern standartlara göre oldukça yetersiz olsalar da, bir kastrato şarkıcının sesinin elimizdeki doğrudan tek kayıtlarıdır.

Michael Maniaci’nin sesi bazı uzmanlar tarafından eski ünlü kastrato tonuna en yakın ses olarak nitelendirilmektedir. Kontrtenorlar gibi soprano notaları falsetto söylemezler, asıl ses aralığı sopranodur. Falsetto kullanan erkeklere göre tessiturası çok daha yüksek, güçlü olmakla beraber, bel canto tekniğini iyi kullanan ve yumuşak açık falsettoyla kafa-göğüs sesini aynı güçye eritebilen yegâne erkektir.

İddiasına göre ses tellerinin gelişmemesi hormonal bir bozukluktan ileri gelmemektedir. Sadece fiziksel bir olaydır. Bu yönüyle Radu Marian, Jorge Cano gibi erkek sopranolardan ayrılmaktadır. Radu Marian’ın bir kadını andıran sesinin aksine Maniaci’nin sesi çok daha güçlüdür.

Tessitura : Şan literatüründe, şarkı söyleyen kişinin rahat olduğu ses aralığını niteler. Bir bokalistin ses aralığından çok tessiturası onun ses kategorisini ve okuyacağı repertuvarı belirler. birbirine çok yakın olan lirik bariton ve dramatik tenor ya da erkek soprano ile kontrtenor arasındaki fark bu olgudan kaynaklanır.

Bel canto : 16.yüzyıldan sonra İtalya’da Gaccini’nin yaydığı bir teknik/terimdir. 16.yüzyıla kadar olan dönemde çok sesli müziklerde insan sesi müziğin bir parçası olarak kullanılıyor, enstrümanların da gerisinde kalıyordu. Gaccini ise insanın solo sesinin müziğin üstünde olması gerektiğini savunmuş, sesin duyguları daha iyi iletebilmesi adına solo ses eğitimi ve yorum çalışmalarına ağırlık vermiştir. Bel canto, terim olarak “güzel şarkı söylemek” anlamına gelse de yaygın olarak en iyi örneklerini Gaetano Donizetti, Vincento Bellini, bir dereceye kadar da Verdi’nin oluşturduğu belirli bir İtalyan Oprea Ekolü’nü tanımlamak için kullanılır. Bir bel canto sesi tüm genişliği boyunca muntazam bir tona sahip olmalı, en süslü müziği çaba harcamadan söyleyebilmelidir.

Radu Marian (d. 1977) - Romanya/Moldovyalı erkek soprano ya da sopranist. Marian, “hormonal kastrato” ya da “doğal kastrato” dur.

C4 – C6 aralığında saf bir soprano sese sahiptir. Barok müziğin önemli sanatçılarından biri olarak kabul edilir. Repertuvarında Handel, Bononcini, Carissimi, Frescobaldi gibi bestecilerin sopranolar için yazdıkları kantatlar vardır. İtalyan gazetesi Corriere della Sera, Marian’ı “Baruk bülbül” olarak adlandırmıştır.

Ses türü, insan sesinin aralığını belirten kavramdır. Kadınlarda ve erkeklerde olmak üzere ikiye ayrılır.

Soprano :

Vokal tanımlı müzikte en tiz kadın ya da genç erkek çocuk sesine verilen teknik addır. Genellikle kadın vokalini tanımlamak için kullanılmasına karşın, bir çalgı topluluğunda en ince sesleri veren müzik aletleri için de kullanılabilir. Soprano vokal olan kişinin nefes kontrollerini sıkı tutması esas alınır. Detone olmamak temel sayılır. Kelimelerin arasında girilen soprano ölçüsü ritmle birlikte dikkate alınmalıdır.

Kadın vokaline dayalı soprano türleri temel olarak üç başlkta toplanır:

-      Lirik soprano: Duygusal ve yumuşak renkteki vokal.

-      Dramatik soprano: Tok ve derin renkteki vokal.

-      Koloratur soprano: Parlak, tiz ve ajitesi yüksek olan vokal.

{ \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } c'4 c'''4 }

Mezzo-Soprano:

Soprano ve kontralto kadın sesleri arasındaki kadın sesidir.

Klasik Batı Müziği’nde mezzo-soprano ses türü için ses açıklığı:

-      Opera müziği: Orta Do altındaki ikinci La ile bunun iki oktav üstündeki La (A3 – A5). Ancak orta Do altındaki Sol ile tiz Do arasında (G3 – C2) de olabilmektedir.

Mezzo-sopranolar opera eserlerinde genellikle ikinci derecede roller için vokalistlerdir. Tipik mezzo-soprano rolleri cadılar (ör. Verdi’nin Il Travatore eserinde Azucena), baştan çıkarıcı kadınlar (ör. Verdi’nin Aida eserinde Amneris), dadılar ve erkek rolü oynayan kadın vokalist (ör. Mozart’In Figaro’nun Düğünü eserinde Cherbino) olurlar. Ancak bunun çok ünlü istisnaları da vardır: Bizet’in Carmen başrolü, Rosina in Rossini’nin Sevil Berberi’nde Rosina başrolü.

Sopranolar için bestelenmiş eserlerde bazen mezzo-sopranolar yer alabilmektedir. Ör. Mozart’ın Cosi fan tutte eserinde Despina ve Don Giovanni eserinde Zerlina.

Mezzo-soprano tonu bağlamında birçok sınıflandırması vardır:

-      Koloratura mezzo-soprano

-      Lirik mezzo-soprano

-      Dramatik mezzo-soprano

\relative c'' {
  \new PianoStaff <<
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \time 1/4 a'4 | }
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \clef "bass" a,,4 | }
  >>
}

Kontralto :

En kalın ve en derin kadın sesi, kalın alto. Kontraltolar en düşük ses aralığına sahip olan kadın şarkıcılardır. Ses aralıkları tenor ve mezzo-soprano arasındadır. Sesleri genellikle orta Do’nun altındaki Fa (F3) ile orta Do’dan sonraki ikinci Fa (F5) arasındadır. Ancak bazı sesler orta Do’nun altındaki Mi (E3)’e kadar inip, orta Do’dan yukarıdaki Si bemol (Bb5)’e kadar çıkabilir.

Kontralto terimi, bazı müzik araçlarının ses genişliğini belirtmek için de kullanılır. 1855’te yapılan, biyolaya benzer, geniş boyutlu ve kalın sesli müzik aracı da bu adla anılır.

Diğer müzik türleri, ses kategorelendirme sisteminden yoksun olduklarından “kontralto” terimi sadece klasik müzik ve operatik bir kavramdır. Hatta günümüzde operada bile kontraltolar genellikle mezzo-soprano olarak anılır, zira genele bakıldığında her iki ses türü de birbirinin ses aralığına erişebilir. Bunun dışında, kontralto terimi sadece kadınlar için kullanılır. Aynı ya da daha yüksek ses aralığına sahip erkekler için kontrtenor terimi kullanılır.

Kontralto ve alto terimleri eşanlamlı değildir. Alto, sadece koroda ve genel olarak diğer müzik türlerindeki kadın sesi olup, kontralto teriminin içerdiği ses aralığı, ses tınısı, ses çevikliği, ses ağırlığı gibi faktörler hakkında bilgi vermez.

Ünlü kontraltolar : Sevinç Tevs, Marietta Alboni, Marian Anderson, Irina Arkhipova, Eula Beal, Marianne Brandt, Muriel Brunskill, Clara Butt, Lili Chookasian, Belle Cole, Clorinda Corradi, Kathleen Ferrier, Maureen Forrester, Lisa Gerrard, Louise Homer, Gisela Litz, Louise Kirkby Lunn, Marie-Nicole Lemieux, Sigrid Onegin, Eva Podles, Marie Powers, Ernestine, Schumann-Heink, Annice Sidwells, Nathalie Stustzmann, Vittoria Tesi, Lila Downs, Amy Winehouse, Adele, Katy Perry, Rihanna, Miley Cyrus.

\relative c'' {
  \new PianoStaff <<
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \time 1/4 f4 | }
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \clef "bass" f,,4 | }
  >>
}

Kontrtenor :

Kadın sesi inceliğinde çıkan erkek sesidir. Ses rengi kadın sopranoya ya da kontraltoya benzer. Ama daha güçlü, duygusal, şehvetli bir tona, incelikli, parlak bir tekniğe sahiptir.

Radu Marian, Mitch Grassi (Pentatonix), Celal Eldeniz, Kaan Buldular, Cenk Karaferya, Göktuğ Çınar, Don Krim, Philippe Jaroussky gibi müzisyenlerde bulunur.

\relative c'' {
  \new PianoStaff <<
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \time 1/4 e4 | }
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \clef "bass" e,,4 | }
  >>
}

Tenor :

“Tenor” adı Latince “tutmak” anlamındaki “tenere” den gelir. 1250-1500 yılları arasında Ortaçağ ve Rönesans Polifonisi’nde ister ses bazında, ister müzik aleti bazında olsun tenorlar, ses skalasının temelini oluşturmuştur. Diğer tüm sesler tenorlara göre sınıflandırılmıştır.

En tiz ya da en ince erkek sesidir. Bir tenorun ses aralığı ara Do’nun bir oktav aşağısı (C3) ile bir oktav yukarısı (C5)’tir. Standart değerler dışında en alçak nota olarak Bb2 (Sibemol2) ve en yüksek nota olarak ara Do’dan yukarı Fa’ya (F5) kadar çıkabilirler. Operada standart tenor repertuvarında en alçak ses La2 (A2)’dir. Çok nadir bazı roller C3’e kadar alçalabilirler.

Tenor tonu bağlamında birçok sınıflandırma vardır:

-      Heldentenor (kahramanımsı tenor) – Wagner’in y da Strauss’Un eserlerine uygun, güçlü ve kalıcı seslerdir.

-      Dramatik tenorde benzeri ile donatılmış olsa da daha çok Fransız ve İtalyan operasıyla eşleştirilir.

-      Lirik tenor ise tam tersi, ton olarak daha tatlı ve sessizdir. Daha hafif repertuvara uygundur.

-      Bunlardan başka Tenore contraltino (çok ince tenor), Tenore di forza (lirik fakat güçlü tenor), Tenore de grazia (zarif tenor, “Rossini tenor”), Tenore robusto (baritona yakın tenor), Spinto (parlak ama zorlanmış bir ton belirten).

-      Ayrıca tenorların eski dönemlerinde kadın rollerini falsetto olarak (sesin en ince çatlamamış yerinde) söyledikleri de olmuştur.

\relative c'' {
  \new PianoStaff <<
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \time 1/4 c4 | }
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \clef "bass" c,,4 | }
  >>
}

Bariton :

Bas ve tenor insan sesleri arasındaki erkek sesidir. Etimolojik olarak Yunanca derin ve ağır sesli anlamına gelen “baritonos” kelimesinden gelir.

Bariton ses türü için ses açıklığı:

-      Koro müziği : Orta Do altındaki ikinci La ile Do üstündeki Fa (A2 – F4)

-      Opera müziği : Orta Do altındaki ikinci La ile orta Do üstündeki Sol (A2 – G4)

\relative c'' {
  \new PianoStaff <<
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \time 1/4 a4 | }
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \clef "bass" a,,4 | }
  >>
}

Bas :

En alt vokal seviyedeki insan sesidir. Tipik olarak Fa altı ile Mi arasındaki (F2-E4) seviyelerde bulunur.

Bas tonu bağlamında birçok sınıflandırması vardır:

-      Basso kantante (Lirik bas-bariton)

-      Hoher bass (Dramatik bas-bariton)

-      Jugendlicher bas (genç adam rolündeki bas vokalist)

-      Basso buffo (Lirik buffo)

-      Schwerer spielbass (Dramatik buffo)

-      Basso profondo

-      Dramatik basso profondo

\relative c'' {
  \new PianoStaff <<
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \time 1/4 e,4 | }
    \new Staff \with { \remove "Time_signature_engraver" } { \clef "bass" c,,4 | }
  >>
}

Philippe Jaroussky (d.13 Şubat 1978, Fransa). Fransız sopranist kontrtenor.

Bach, Monteverdi, Handel gibi Rönesans ve barok dönemi bestecilerinin kantat ve aryalarını yorumlamakta gösterdiği büyük başarıyla adını duyurmuştur.

Opera dünyasının son dönemdeki en parlak yıldızlarından biridir. Sahnede bir koro çocuğunu andıran sesiyle, kastratolar için yazılmış ve bugün genellikle kadın mezzo sopranolar tarafından seslendirilen rollere çıkmaktadır. 

11 yaşında keman, 15 yaşında piyano eğitimi almaya başlamıştır. Versailles ve Bolougne-Bilancourt bölge konservatuvarlarında bu iki çalgının eğitiminin yanısıra armoni ve bestecilik öğrenimi de görmüştür. Onun ses yeteneğini keşfeden, 1996 yılında tanıştığı şan öğretmeni Nicole Fallien olmuştur. Jaroussky’nin olağanüstü ses yeteneğini gören Fallien, öğrencisini bu alanda çalıştırmaya başlamıştır. İşbirlikleri halen sürmektedir.

Daha sonra Paris Bölge Konservatuvar’ında Michel Laplenie ve Kenneth Weiss’dan barok ve Rönesans dönemi müziği almış ve bu bölümden mezun olmuştur. 1999’da Fransa’da katıldığı iki festivalde sunduğu başarılı yorumların ardından kısa sürede ünlenmiştir.

Repertuvar seçiminde nağımsız olabilmek için 2002 yılında “Ensemble Artaserse” adıyla kendi topluluğunu kurmuştur. Bunun yanısıra Gabriel Garrido’nun yönettiği “La Fenice”, “Elmya”, Jean-Christophe Spinosi’nin yönettiği “Ensemble Matheus”, Christina Pluhar’ın yönettiği “L’Arpeggiata” gibi topluluklarla da sık sık işbirliği yapmaktadır.

2007’de Fransa’da “En İyi Lirik Sanatçı”, 2008’de Almanya’da “Yılın En İyi Şarkıcısı” dalında “ECHO Klassik” ödüllerini almıştır.

Jaroussky, Vivaldi’ye olan sınırsız hayranlığıyla onu yeniden hayata döndürenlerin başında gelmektedir.

01.  Hatzinger M, Vöge D, Stastny M, Moll F, Sohn M. Castrati singers – all for fame. J Sex Med 2012; 9(9):2223-7.

02.  http://www.turkoperaforum.com/new_port/viewtopic.php?f=77&t=1274

03.  https://eksisozluk.com

04.  https://en.wikipedia.org/wiki/Alessandro_Moreschi

05.  https://en.wikipedia.org/wiki/Castrato

06.  https://en.wikipedia.org/wiki/Giovanni_Velluti_(castrato)

07.  https://en.wikipedia.org/wiki/Michael_Maniaci

08.  https://en.wikipedia.org/wiki/Radu_Marian

09.  https://en.wikipedia.org/wiki/Voice_type

10.  https://tr.wikipedia.org/wiki/Cem_Adrian

11.  https://tr.wikipedia.org/wiki/Farinelli

12.  https://tr.wikipedia.org/wiki/Kastrato

13.  https://tr.wikipedia.org/wiki/Philippe_Jarossky

14.  https://tr.wikipedia.org/wiki/Ses_türü

15.  Jenkins JS. The lost voice: a history of the castrato. J Pediatr Endocrinol Metab 2000; 13 Suppl 6:1503-8.

16.  Jenkins JS. The voice of the castrato. The Lancet 1998; 351: 1877-80.

17.  Saruhan, Ş. Bir “meleksi’den hayali yaratık’a dönüş” hikâyesi: Kastratolar. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2014; 2(1): 561-572.

18.  Sundberg J, Troven M, Richter B. Sopranos with a singer’s formant? Historical, physiological, and acoustical aspects of castrato singing. TMH-QPSR, KTH,2007;  49: 1-6.

19.  Tandler J, Grosz S. Über den einfluss der kastraten auf den organismus. Arch entw Mech Org 1909; 27: 35.

20.  Taylor A. The Reception of the Castrati in Early Eighteenth-Century London. Department of Historical Studies Best undergraduate dissertations of 2013.